Tarihe ve Geçmişe Dokunmak…

TARİHE VE GEÇMİŞE DOKUNMAK…
HESTİA BOLLAİA HEYKELİNİN BULUNMA ANI
Yazan: Osman Kürşat SERTTÜRK
Arkeoloji, sadece bir kazı işi değildir, onun çok ötesinde insan kültürünü anlama ve bu sayede, insanı anlama sanatıdır. Benim de yüksek lisans tezimi yazarken kazılarına katılma şansını bulduğum Aigai antik kentindeki Bouleuterion kazı çalışmaları sırasında bulunan Hestia Bollaia kült heykelinin yeniden doğduğu ve gün yüzüne çıktığı an…
Antik kaynaklar tanrıça Hestia’nın heykellerinin antik dönemde mevcut olduğuna vurgu yapsalar da, bugüne kadar bulunmuş (muhtemelen) bir kaç örnekten biri de budur.
Sadece bu özellik bile „kutsal ocağın sonsuz tanrıçası“ Hestia’nın kült heykelinin önemini oraya koymaktadır. Hestia, Aigai antik kentin koruyucu, kentin birliğini ve dirliğini sağlayan tanrıçayı ve Bergamalı heykeltıraş, Hippias oğlu Menestratos tarafından yapılmıştır. Adı geçen heykeltıraşın da ayrıca elimize geçen tek imzalı heykelidir. Aigai ( Manisa/ Köseler köyü) kazıları 2004 yılında başlamış, halen de devam etmektedir; İlk kazı ekibinde ben de Arkeolog olarak görev almış, şapel kazısında çalışmıştım. Manisa/ Köseler Köyü’ne 2 km kadar mesafede bulunan Aigai, İ.Ö. 1100 yıllarından sonra Yunanistan’dan gelerek Kuzeybatı Anadolu kıyılarına yerleşen Aioller tarafından kurulmuştur. Herodotos’un aktardığına göre, Aiollerin Aiolis Bölgesi’nde kurduğu 12 kentten biri olan olan Antik kentte bulunan sikkelerin üzerinde şehrin simgesi olan karakeçi tasviri sıkça karşımıza çıkar.Ayrıca güzel bölgemiz Ege’nin adının da yine Herodot’un yazdıklarına göre, Aigai, Aegaea, Ai- gaion’dan geldiği sanılmaktadır. Aigai’ın M.Ö. 3. yüzyılda kurulan Bergama Krallığına bağlanması şehir için bir dönüm noktası olmuştur. Bergama Krallığı’nın kurucusu Philetariuos’un desteğini arkasına alan şehir adeta yeniden kurulmuş, en görkemli dönemini yaşamıştır. Akropol’e yaklaşık üç km mesafede bulunan ve M.Ö. 48 yılında Prokonsül Servillius İsauricus tarafından yaptırılan Apollon Khesterios tapınağı aynı zamanda şehrin en büyük tapınağıdır.
Kazı çalışmalarında yaşadığımız en büyük güçlüklerden biri de emekçi kardeşlerimizle birlikte ortaya çıkarılan heykellerin kaleden aşağı indirilmesiydi. Güneşin ilk ışıkları ile kazı alanına yolculuk başlar ve öğlen yemeği ve dinlenme sonrasında çalışma bütün gün sürerdi. İklimin ve çevre özelliklerinin neden olduğu zor yaşam koşullarını, kızgın güneşin altında çalışmak, tozlu ortam, haşerelerle mücadele daha da zorlaştırırdı. Tüm bu zorluklara rağmen, insanlık tarihinin bilinmeyen bir yönünü aydınlatmaktan duyulan heyecan, bilinmeyeni keşfetmenin verdiği zevk, tüm bu engelleri aşmamıza yardımcı olurdu.
Arkeolojik kazılar, insanlık tarihinin arşivlerine yapılan uzun ve engebeli bir yolculuktur. Her yeni kazıyla birlikte o geçmişe yönelik bir parça daha gün yüzüne çıkmaktadır. Bizler medeniyetlerin beşiği olan Anadolu’da yaşama şansına sahip olduğumuz için çok şanslıyız ama bu aynı zamanda büyük bir sorumluluk da demektir.
Toplum olarak tarihsel miraslarımızın korunması ve gelecek kuşaklara taşınması konusunda gerekli duyarlılığı ve özveriyi göstermeliyiz . Gelecek kuşaklara ören yerlerimizin ve buradaki tarihi ve kültürel eserlerin taş yığını ve çanak çömlek olmadığını öğretmeli, onları araştırmaya ve incelemeye yönlendirmeliyiz.
Unutmayalım ki, tarihini bilmeyen tekerrür etmeye mahkûmdur ve geleceğe yön veremez.

Kommentar hinterlassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

<span>%d</span> Bloggern gefällt das: