KNOSSOS SARAYI VE ANA HATLARIYLA MİNOS MİMARİSİ

AVRUPA’NIN İLK SARAYI KNOSSOS VE ANA HATLARIYLA MİNOS UYGARLIĞI

Yazan: Osman Kürşat SERTTÜRK

Arkeolojik veriler ışığı altında Girit Uygarlığı, M.Ö. 4.binlerde ortaya çıkar. Tunç Çağı’nın başlangıcı Girit Adası’nda M.Ö. 2600’lere denk gelirken M.Ö 2. binlerde Anadolu’da Hititlerle çağdaş olarak devam eder. Ege Denizi adalarından biri olan Girit’te kurulan Minos veya Girit Uygarlığı’nın asıl itibariyle M.Ö. yaklaşık 3. binin başlarında esrarengiz bir şekilde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. İlk saraylar, Eski Minos Sanatı’nın (M.Ö. 2500-1900) sonlarına doğru M.Ö. 2000 yıllarında ortaya çıkmıştır. Kabaca eş zamanlı olarak anakara Yunanistan’da görülen kültüre “Helladik kültür” adı veriyoruz. Geleneksel kronolojiyi özetlersek; En eski evresi olan Erken Minos I, Mısır’ın dördüncü hanedanlarına paralel uzanır ve yaklaşık olarak M.Ö. 2600’den 1900’e kadar devam eder. Orta Minos dönemi yaklaşık MÖ 1900’den 1600’e ve Geç Minos dönemi de yaklaşık MÖ 1600 ila 1450 arasındaki dönemi kapsar. İlk kazı çalışmaları Minos Kalokairinos tarafından 1878 yılında yapılmıştır. Hobi olarak arkeolojiyle uğraşan Kalokairinos daha ziyade tüccar kimliğiyle isim yapmıştır. Daha sonra İngiliz arkeolog Arthur Evans bu bölgeyi 1897 yılında satın alır ve yaptığı kazılarda Bronz çağının bu büyük uygarlığını ortaya çıkarır. Arthur Evans, bu uygarlığa efsanevi kral Minos’un adını vererek “Minos Uygarlığı” demiştir. Knossos ve efsanevi Kral Minos’un Yunan mitolojisinde önemli bir rol oynar: Zeus, Fenike’de deniz kenarında çiçek toplayan kralın kızı Europa’ya aşık olur. Europa’ya yaklaşabilmek için kendini boğaya dönüştüren Zeus, Europa’yı sırtına alarak Girit’e götürür. Europa’nın Zeus’dan üç oğlu olur. Bunlardan biri Minos’tur. Kral Minos, Giritli mimar ve heykeltraş Daidalos’a, labirent biçimli Knossos’u inşa ettirir. Minos, Poseidon’a bir boğa kurban etmek ister ancak beyaz boğanın güzelliği karşısında büyülenir ve başka bir boğayı kurban eder. Bunu duyan Poseidon o kadar kızar ki beyaz boğayı delirtir. Bu sırada devreye Herakles girer ve çılgın boğayı tutup Maraton ovasına götürüp bırakır. Bu sırada Kral Aegeus’un sarayında konuk olan Minos’un oğlu Androges’i boğa öldürür. Poseidon’un hıncı geçmek bilmez ve bu seferde Kral Minos’un karısı Pasiphae’nin Girit’e hediye edilen boğa ile birlikte olmasını sağlar. Yaşanan bu olaylardan sonra ortaya boğa başlı, insan vücutlu ve insanla beslenen bir canavar çıkar. Kahinlerin sesini dinleyen Kral Minos zapt edilmesi mümkün olmayan canavarı Knossos sarayının altındaki ünlü labirente hapis eder. Kral Minos ne pahasına olursa olsun oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu Aegeus’u saf dışı etmeyi kafasına koymuştur ve bunu da başarır. Atinalı kral verginin yanı sıra her yıl yedi genç kız ve yedi genç erkeği Minotauros olarak adlandırılan canavara yem olmak üzere Girit’e gönderecektir. Aegeus’un oğlu kahraman Theseus gençlerin her yıl hunharca ödürülmesine daha fazla sessiz kalamaz ve Minotauros’u öldürmek amacıyla Girit yollarına düşer. Minos’un bir de güzeller güzeli kızı vardır: Ariadne. Theseus’u görür görmez gönlünü kaptıran Ariadne, Theseus’a labirentte yolunu şaşırmasın diye bir yün yumağı verir. Theseus labirentte Minotauros’un bulunduğu yere giderken yumağı çözer ve Minotauros’u öldürdükten sonra da yumağı tekrar sararak labirentten çıkmayı başarır. Görevini başarıyla tamamlayan kahraman Theseus, Atina’ya dönerken babasına söz verdiği beyaz yelkeni çekmeyi unutur. Kral Aegeus, siyah yelkeni görünce oğlunun Minotauros’a yem olduğunu düşünerek kendini denize atarak intihar eder. Ege Denizi’nin adı da Aegeus’tan gelir. Minos’un kendisinden intikam alacağını düşünen mimar ve heykeltraş Daidalos, oğlu İkarus ile birlikte kapatıldıkları kuleden kuş teleklerinden yaptıkları kanatları balmumu ile gövdelerine yapıştırarak Girit’ten kaçarlar. Zavallı İkarus, Güneş’e çok yaklaşınca balmumu erir, kanatları ayrılır ve Sisam (Samos) adasının batısında bulunan İkeria denizine düşer. Daidalos ise uçarak Napoli yakınlarındaki Cumae kentine gider ve kanatlarını tanrı Apollon’a hediye eder. Burada görkemli bir tapınak inşa eden Daidalos, kapı alınlığına Kral Minos ve ailesinin öyküsünü yazdırır. Minos uygarlığının kökeni çok tartışmalıdır ve farklı coğrafyalar öne sürülmüştür. İngiliz araştırmacılar Minos kültürü ve sanatının kökenini Eski Mısır’a bağlarken, Alman araştırmacılar Anadolu’yu, bazıları ise Suriye’ye işaret ederler. Girit’in ilk saray öncesine ait yerleşimcilerinde yapılan arkeolojik kazılar, Giritlilerin buraya büyük olasılıkla yaklaşık M.Ö. 6000’de Anadolu’dan, denizin öbür yakasından, göç ettiklerine işaret etmektedir. Cilalı Taş Çağı’nın tarım yapabilen bu aileleri, Avrupa’nın başka yerlerindeki çağdaşları gibi ilk başta verimli tarım arazilerinin yakınında kurulan küçük yerleşimlerde yaşamışlardır. 3.binyıldan itibaren metalurji ve tarımda yaşanan yenilikler Girit toplumunu gelişmesine büyük katkı sağlamış, ilk Ege uygarlığı unvanını kazanmasına vesile olmuştur. Minos uygarlığı 3. bin yıl başlarında mütevazi bir uygarlık olarak ortaya çıkmıştır. Minos uygarlığının yüzyıllar boyunca çok düzenli ve barış içinde yaşadığını görüyoruz. Aynı dönemde Ege Denizi ve Anadolu’ da görülen çoğu yerleşim birimlerinde iyi inşa edilmiş savunma duvarları varken Minos şehirlerinin çevresinde savunma duvarlarının izine rastlanılmamıştır. M.Ö.2000’de Knossos’un yanı sıra Phaistos ve Mallia’da ilk saraylar inşa edilir. Mısır ve Yakın doğudaki örneklerinden etkilenen bu saray yapıları, ortalarında avlu bulunan çok katlı binalardı. Minos Sarayı’nın ilk olarak M.Ö.1900 yılı civarında inşa edilmeye başlandığı bilinmekle beraber mevcut mimari kalıntıların çoğu Yeni Saraylar Dönemi’nden (M.Ö.1700 1400) kalan kalıntılardır. Sıradan halk, sarayların etrafındaki bitişik nizam evlerde yaşarken saraylar hükümdarları ve hizmetkârlarını barındırıyor, ayrıca depo işlevi görüyordu. Bu depolarda çok sayıda kil tablet de ele geçmiştir. Sarayın izometrik yapısı çok boyutluluğu beraberinde getirmiş, katlar arası geçişler merdivenler sayesinde sağlanmıştır. Knossos Sarayı çok sayıda avlu ve odadan oluşan “labirent” biçimiyle ünlüdür. Minos Sarayı, kraliyet ailesinin yaşam alanı olduğu gibi aynı zamanda dini, sosyal ve idari bir merkez niteliği de taşıyordu. Arkeolojik kazılarda 800 odanın varlığı ortaya çıkarılmıştır; ancak sarayın toplamda 1300 odası olduğu düşünülmektedir. Sarayın kapladığı alan toplamda 21.000 m² idi ve o zamanın şartlarına göre inanılmaz büyüklükte bir saray kompleksi söz konusudur. Asıl ilginç olan ise sarayın hiç bir dönemde korunma amaçlı surlara ihtiyaç duymamış olmasıdır. “Minos patlaması” olarak bilinen ve bir Kiklad adası olan Santorin’deki büyük volkan patlaması jeolojik araştırmalara göre M.Ö.1628 yılında gerçekleşmiştir. Bu patlama neticesinde Yeni Saray dönemi (geleneksel kronolojide yaklaşık olarak M.Ö 1700 ila 1400 arası) sona ermiştir. Santorin felaketi birtakım hasarlara yol açsa da, kalıcı bir hasara yol açmamıştır; Yine geleneksel kronolojiye göre, M.Ö 1400 civarında büyük bir deprem veya bir yangın meydana gelmiştir.Bu tarajik olaydan sonra Minos Sarayı bir daha inşa edilmemiştir.Önceki görkemli dönemini geride bırakan Minos kültürü, ”Saray Sonrası” döneme girmiştir. Minos uygarlığının varlığını devam ettirdiğini Homeros’un Troia Savaşı’na katılan gemilerin listesinde Girit’i Mykenai’ den hemen sonra saymasından da anlıyoruz. Knossos Sarayı’nda bulunan Linear B kil tabletleri, M.Ö. 1450 civarında Eski Yunanca’nın ön formu olan Yunanca’nın varlığını ortaya koymuştur. Muhtemelen Hiyeroglif yazısından etkilenen Minoslular saray kayıtları tutmak için ilk önce nesneleri simgelerle gösteren grafiksel yazıyı geliştirmişlerdir. Çivi ve resim yazısından farklı olarak bu yazı sistemi, harf, hece ve sözcükleri simgeleyen gerçek bir hece yazısıydı. 2. binyılın ilk yarısı boyunca kullanılan bu yazıya bugün “Lineer A” denilmektedir. Papirüs ve parşömen gibi dayanıksız yazı materyalleri günümüze ulaşmadığından, esas olarak tabletlerden tanıdığımız Linear A yazısı bugün hala çözülememiştir. Soldan sağa doğru yazılan Linear A, Bazı Kyklad Adaları ile Girit’te Orta Minos III ila Geç Minos I evreleri (M.Ö. 2500-1500) arasında kullanılmıştır. Bilim dünyasındaki genel görüş, Linear A dilinin bir Hint-Avrupa dil grubundan ait olduğu yönündedir. Mikenlerin egemen olduğu dönemde ise, Linear B, Linear A tipi yazım sistemiyle yer değiştirmiştir. Bazı araştırmacılar bu dilin yerini ondan gelişen Linear B yazısının aldığını ifade ederken bazı araştırmacılar ise birbirine paralel gelişim gösteren ancak birbirinden ayrı yazılar olduğunu ifade etmektedirler. Linear B yazısı 1950’li yıllarda Ventris tarafından deşifre edilmiştir. Yunanca’nın erken bir şekli olduğu anlaşılan ve literatürde bazen “Myken Yunancası” olarak adlandırılan bu yazı türü, Yunanistan’da Myken III. A-B ve Girit’te Geç Minos II ila Geç Minos III c evreleri (İ.Ö. 1400-1100) arasında kullanılmıştır. Myken Yunancası, 90 adet hece işaretinden ve daha ziyade bir sesli harfle biten açık hecelerden oluşuyordu. Bu yazıyla yazılmış çok sayıda pişmiş toprak tablet Knossos’ta bulunmuştur. Atinalı tarihçi Thukydides’e göre Minos Uygarlığı denizlere ve adalara egemen olan tek uygarlıktı. Bu büyük uygarlık, M.Ö.1100 yılllarında Peloponnesos’u istila eden Dorlar’ın Girit adasını da istila etmesiyle sona ermiştir.

Kommentar hinterlassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

<span>%d</span> Bloggern gefällt das: